Bülent Gümüş

linkedin.com/in/bulentgumus - twitter.com/drbgumus

Covid-19 sonrası yeni normal nasıl olmalı?

14 Haziran 2020 Pazar, 22:57

Covid-19 salgını, Mart ayından beri hayatımızı alt-üst etti, hiç yaşamadığımız bir sorunla yaşamaya başladık, gözle göremediğimiz bir düşmana karşı mücadele etmeye çalışıyoruz. Bu kriz ortamında, birkaç hafta sonra bile neleri yapabileceğimizi, nelerin yasak olacağını bilmiyorken salgının uzun vadede hayatımızı nasıl etkileyeceğini tahmin etmeye çalışıyoruz.

1998-2006 arasında, yüksek lisansımı bitirdikten sonra 8 yıl Teksas'ta bir yazılım firmasında çalıştım. Yazılım mühendisi olarak başladığım firmanın 25 çalışanı vardı, 2006'da Türkiye'ye dönmek için ayrıldığımda firma 100 kişiye yaklaşmış ve ben de program yöneticisi olarak çalışıyordum. Bu 8 sene içinde hemen hemen her gün severek işime gittim, ülkeme dönme derdim olmasa emekli olana kadar çalışacağım bir firmaydı.

Peki diyeceksiniz ki, bu firma ile Yeni Normal'in ne ilgisi var?

Birçok kişi, köşe yazılarında veya sosyal medya paylaşımlarında salgının bize neler öğrettiğini yazıyor; yok efendim sağlık en önemli şeymiş, evden de çalışılabilirmiş, uzaktan eğitim olabilirmiş, temizlik önemliymiş, filan... Salgından önce bunları bilmiyor muyduk? Bir musibet, bin nasihatten iyidir hesabı, birçok kişi bu salgın ile silkelenip kendilerine geldi.

"Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak" diye pek iddialı konuşanlar da var aramızda. Belki krizden çok etkilendikleri için belki de bu tür söylemler daha çok reyting aldığı için böyle konuşuyorlar. Her şeyi basitçe açıkladığını iddia eden komplo teorileri gibi, bu tür açıklamalar da kalabalıkların hoşuna gidiyor, kolayca karmaşık sorunları anladıklarını düşünüp seviniyorlar veya geyik muhabbetlerinde çok işlerine yarıyor. Oysa, hiçbir şey o kadar basit değil!

Salgın, trafik kazası veya deprem gibi felaketler bilinçli insanların öze dönmesi, neyin daha önemli olduğunu anlaması için fırsatlardır. Böyle insanlar, bir sorunla karşılaştıkları zaman "her şerden bir hayır çıkartmaya çalışır", işlerini, yaşamlarını yeni şartlara göre hızlı bir şekilde uyumlandırır. Aynı zamanda, her tecrübeden bir şeyler öğrenirler ve muhtemel sorunlara karşı önlemlerini ve hazırlıklarını artırırlar.

Yeterince bilinçli olmayanlar veya iradesi zayıf olanlar ise, trafik kazasından sonra bile kemer takmamaya devam eder, kanser olsalar bile sigara içmeye devam eder veya iyileştikten sonra eski kötü alışkanlıklarına dönerler. Bu tür insanlar, genellikle, bilimsel veya dinsel bir dayanağı olmayan "her şerde hayır vardır" prensibine göre hareket etmeyi sever. Yani, sorunla karşılaştıklarında yaklaşımlarında pek bir değişiklik yapmaz, kötü durumun lehlerine dönmesi için beklerler veya teslimiyet ile takdir-i İlahi deyip geçerler.

Bu arada, aşırı hassas ve tedirgin insanlar ise kriz durumlarında panik yapar, tedbirleri abartır, yarardan çok zarar veren eylemlerde bulunur.

Şunu bilmeliyiz ki, salgının benzer hız ve etkiyle on yıllarca daha devam etmesi beklenmiyor. Ya Covid-19 için tedavi bulunacak, ya aşı bulunacak ya da tarihteki benzer salgınlarda olduğu gibi virüs tekrar mutasyona uğrayarak öldürücülüğünü kaybedecek. İnşallah, en geç 1-2 seneye bu salgın tehdidinden kurtulmuş olacağız.

Krizlerin, hele de uzun süren krizlerin, toplum üzerinde daha kalıcı etkileri olması beklenir ama her kişi, firma veya ülke krizden aynı şekilde etkilenmez. Hatta, krize çözüm getiren sektörler ve teknolojiler hızlı bir şekilde ilerleme kaydeder. Mesela Covid19 salgınında, sağlık, temizlik, online alışveriş, uzaktan eğitim, uzaktan çalışma, tele-tıp, mobil ve pc oyunları gibi alanlarda faaliyet gösteren firmalar veya hızlı bir şekilde bu alanlara geçiş yapabilen firmalar çok kazançlı çıktı. Salgın, bu alanlardaki teknolojilerin ve uygulamaların hızlı bir şekilde gelişmesi katalizör görevi gördü.

Diğer taraftan, karantina ve sosyal mesafe gibi sebeplerden ötürü eğlence, turizm, restoran ve otomotiv gibi sektörler çok kötü etkilendiler.

Gelelim benim Teksas'ta çalıştığım firmaya ve Yeni Normal ile ilişkisine. Bu firmanın, herhangi bir kriz ortamı olmadığı zamanlarda çalışma hayatına dair uygulamalarından bazıları şöyleydi:

  1. "İnsanın hayatında 3 önemli konu vardır; aile, inanç ve iş. En önemsizi iştir." Bunu patronum 1997 Aralık ayındaki ilk görüşmemizde bana söylemişti ve çalıştığım süre boyunca bu sözün tersi bir icraatını görmedim!
  2. Firma 60-70 kişiyken yeni yapılan binanın bir kısmı kreş olarak tasarlandı ve çalışanlara indirimli kreş imkanı sunuldu. Üç yaşındaki oğlum ile birlikte işe gidiyordum, hatta arada kitap okumaya filan uğrayabiliyordum. Bazen de çocuklar bizi pijamalarıyla ziyaret edebiliyordu!
  3. Esnek çalışma saatleri vardı, 9:00 - 15:00 arası mecburi saatlerdi, bunun dışında her çalışan kendine uygun saatte işe gelip gidiyordu.
  4. 2002 yılında doktora eğitimimi tamamlamak için dört aylık süre için başka şehre gittiğimde, uzaktan çalışma imkanı sunuldu. Bir taraftan eğitimime devam ederken bir taraftan da ev-ofis şeklinde çalışmaya devam ettim. Ayrıca, 2011 - 2014 arası da 2.5 sene ABD'deki firma için, Ankara'dan ağırlıklı olarak ev-ofis çalıştım. Bu süreçte, ABD ve Türkiye'deki savunma sanayi projelerinin yönetimi ve iş geliştirmesini yaptım.
  5. Her bir çalışana, kişisel ve profesyonel gelişim için yıllık 6000 Dolar (yaklaşık 1 maaş) eğitim bütçesi verilirdi. Bu bütçenin kişisel gelişim kısmını paraşüt eğitimi için kullanan da oldu, benim gibi yüksek lisans ve doktora eğitimi için kullanan da.
  6. Firmanın bonkör yıllık izin ve hastalık izni politikası vardı. Altı seneden sonra yıllık izin 24 iş günü oluyordu. Çalışanlar hasta olduğunda, eve gidip dinlenmesi ve eğer yapabilirse evden çalışması söylenirdi.
  7. İşyerinde, dinlenmek ve zaman geçirmek için, küçük spor salonu, oyun odası, önemli maçları seyretmek için büyük ekran TV vardı.
  8. Yılın değişik zamanlarında piknik, parti ve yaş günü kutlamaları olurdu. Patron pikniklerde mangalın başında olmaktan, çalışanlara hizmet etmekten yüksünmezdi, hatta zevk alırdı.
  9. Her yıl, Habitat for Humanity, Spina bifida gibi 3-4 tane sosyal sorumluluk projesi yürütülürdü. Mesela, Habitat for Humanity derneğinin ihtiyaç sahiplerine ev yapma çalışması için bir gün kendi yıllık iznimiz kullanırdık, bir gün de firma izin verirdi ve 2 gün hep birlikte, patron da dahil, ev yapım işinde çalışırdık.
  10. Yıl sonu çalışanlara kar payı dağıtılırdı. Kar payındaki tek kriter kişilerin firmada çalıştıkları süre idi. Yani, altı senedir firmada çalışmış olan teknisyen, bir senedir çalışan müdürden daha fazla kar payı alıyordu.
  11. Patron firmayı 2014 yılında sattığında bile satışın %10'unu çalışanlarla paylaştı, yine tek kriter firmada çalışılan süreydi.

Birçok uzman, pandemi sonrasında yukarıda saydıklarımın bir kısmını, "pandemiden ne öğrendik", "bakın yeni normal böyle olmalı" diye anlatıyorlar. 14 senedir Türkiye'deyim ve tüm eğitim ve danışmanlıklarımda bu konuları anlatıyorum ve son 6 senedir de kendi firmamda bunları elimden geldiği kadarıyla uygulamaya çalışıyorum.

Sözün özü, şartlar ne olursa olsun, insan odaklı olmalıyız, sadece kısa vade faydalara odaklanarak yanlış kararlar vermemeliyiz, kazan-kazan, sinerji ve adalet gibi kavramlar prensiplerimizin başında gelmesi lazım! İşte o zaman, gerçekten kader birliği yapmış, değişime ve inovasyona açık, hem bireyin hem de toplumun mutluluğunu ve refahını isteyen mutlu firmalar ve ülkeler yaratabiliriz.

Aksi takdirde, hırs, açgözlülük, emek gaspı, tembellik, sabırsızlık, bencillik gibi marazlar genel iş ve yaşam ilişkilerine hükmetmeye devam eder.

Umarım, Covid19 salgınından ve firmalardaki kötü yönetim alışkanlıklarından en kısa zamanda kurtulur, sağlıklı ve huzurlu günlere kavuşuruz!

Tabi ki, Covid-19'a bir tedavi veya aşı bulunana kadar, maske-mesafe-temizlik üçlüsüne önem vermeye devam etmeliyiz!

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar