Davut Doğru

Bursa'ya çöreklenen sığır çobanları!

14 Mart 2020 Cumartesi, 13:29

Merhaba kıymetli okurlarım,

Şöyle bir baktım da neredeyse bir aydır uzak kalmışım sizlerden. Nedenleri de malum efendim. Zaten hastalıktan kalkmışız, kendimize gelmeye çalışırken bir de üstüne şu korona denen illet iyice korkuttu bendenizi. "Kalk" dedim bizim hanıma, "Ne varsa Bursa'da var, gidelim memlekete, şöyle tam teşekküllü bir hastanede 65'lik bakımımızı yaptıralım. Bahaneyle çoluğu çocuğu, torunu torbayı da görmüş oluruz."

Sadece onları görmekle kalmadık efendim, akraba-i taallukatla hasret giderip, dostlarımızla da sohbet ettik bol bol. Filhakika bendeniz için çok faydalı oldu. Bittabi sohbetlerimizin başlıca mevzu Bursa'ydı. Zaten bu yaştan sonra bizim Bursa'dan başka ne derdimiz olur ki!

Sohbetlerimizde ismi geçen zatı muhteremleri düşünüyorum da...

Nedense hepsi gereksiz, hepsinin kerameti sadece ve sadece kendinden menkul. Hepsi kendisini olağanüstü vasıflara sahip görüyor, hepsi kendisini üstün yetenekli sanıyor. Tevazu denen hasletten zerre kadar haberleri yok. İşin kötü yanı kendilerine bir değil, birden fazla makam layık görülmüş. Oysa bırakın o makamların hakkını verecek liyakate sahip olmayı, okuduklarını anlayacak kapasiteleri yok! Hayatlarını önemli biri olmak için bozuk para gibi harcarken, kıymetli olmanın; omurgalı olmanın; prensip sahibi olmanın anlamını öğrenememişler!

Biz eskiden müşavir derdik efendim, şimdi danışman diyorlar. Kendilerine ne danışıldığı bilinmeyen dünün danışmanları, bugünün amirleri müdürleri haline gelmiş, güya memleketi kafalarına göre idare etmeye, idare ettirmeye gayret etmektelermiş. Hatta öyle bir gemi azıyla almışlar ki tabiri caizse köpeksiz köy bulmuş gibi deyneksiz gezmektelermiş.

Bir ahbabım "Sanırsın Bursa değil, Teksas; bunlar da kovboy" deyince duraladım. "Yahu" dedim, "Kovboyluğun da bir şanı var, yapma!.. Kovboy dediğin erkekçe çatışır!.."

"Yok" dedi ahbabım, "Ben kovboy derken sığır çobanından bahsediyorum."

"O vakit" dedim, "Bunlar milleti sığır yerine mi koymaktalar?"

"Hah" dedi ahbabım, "İşte tam da öyle... Velakin öyle bir şapşal halleri var ki bu milletin hiçbir şeyden haberi olmadığını sanıyorlar. İşleri güçleri dedikodu üretmek. Dedikodu ne için yapılır? Dedikoduyla ancak doğru giden işi bozarsın..."

"Peki" dedim, sordum: "Nerelere çöreklenmiş bu sığır çobanları..."

Vallahi billahi, aldığım cevabı burada yazmaktan utanarak imtina ediyorum.

Yahu bir memleketin, bir şehrin en büyük, en güzide kurumlarına kadar nasıl oluyor da sızıyor bu zatlar?

Bunları bana anlatan 40 yıllık ahbabım, atadan deden Bursalı... Nasıl inanmam?

İnandım ve Bursa'dan Sayfiye'ye dönmeden önce meslekdaşlarımla da konuştum. Birer birer aynı mevzuları, aynı isimleri söylemez mi onlar da! Hatta içlerinden biri "Öyle pis işler çeviriyorlar ki" diye başlayıp devam etti:

"Sen bir ara yazmıştın. Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır. Bunlar da böyle... Her şeyi kendileri biliyor güya. Yazdığımız habere, attığımız manşete kadar burunlarını sokmaya yeltenirler. Biz bu adına danışman denen arkadaşların yediği herzeleri bir bir biliyoruz da... Malum gazetecilik ciddi iştir. Öyle sosyal medyada boş atıp dolu tutacak mı diye bakınmaya benzemez. Az kaldı sahtekarlığın, Ali Cengiz oyunlarının belgesi de bugün yarın elime geçer."

İşte böyle böyle efendim!.. Bekleyelim görelim, bakalım Mevlam neyler neylerse güzel eyler.

Şimdilik şu kadarını söylemekle yetinelim. Mevlana Hazretlerine sormuşlar: "O kadar okursun, o kadar yazarsın, ne bilirsin?" Mevlana şu cevabı vermiş: "Haddimi bilirim."

Koskoca Mevlana bile "Haddimi bilirim" derken, bu dedikoducu, fitneci, iftiracı, üç kağıtçı oldumcukların ne sınırı var ne ölçüsü!..

İnsan böyle ne olur? Olsa olsa şahken şahbaz olur! Giderek küçülür küçülür, unufak olur! Bunları yazıp çizen bizler ise giderek büyürüz!

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar