İsmail Kemankaş

'Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'

10 Aralık 2019 Salı, 00:40

Liberalizmin en önemli temsilcilerinden Adam Smith tarafından ortaya atılan bırakınız yapsınlar prensibi, "piyasanın kendi iç işleyişine bırakıldığı ve bu işleyişe dışarıdan herhangi bir müdahale olmadığı takdirde, toplum açısından en olumlu sonuçların doğacağı inancına" dayanıyor.

Bu yaklaşım, dünyanın en önemli iktisatçılarına ait. Benim gibi ucundan kıyısından iktisat okumuş birinin anlayacağı ya da savunacağı bir şey değil.

Çünkü bizim kuşak ve öncekiler; okulu, eğitimi kutsal bir işlev, vazgeçilmez bir gerçek olarak kabul eder. Okul ve öğretmen, önemi açısından ülkenin en yükseğindeki yöneticiden farksızdır.

Çünkü okul ve öğretmen, bizi hamur gibi yoğuran, şekil veren ve elinden geldiğince topluma yararlı birey olmamız için her şeyi yapan kişi ve kurumdur.

Bunu ilk ve ortaokul çağlarında özümsememiz pek de mümkün olamazdı. Lise ve yüksek öğrenim yıllarında bu konu daha da pekişti. Nedeni de basitti. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın, eğitim, sağlık ve güvenliği sağlayan, bu olanakları her bireyine eksiksiz sunan, vazgeçilmez bir mekanizma olduğunu bilirdik. Biz böyle büyüdük ve topluma karıştık.

"Ne var bunda, ne söylemek istiyorsan söyle" diye söylendiğinizin farkındayım. Haklısınız, ama kulak verin ve siz de yorumunuzu yapın.

TV ekranlarındaki bültenlerin sıradan haberlerinden biri... Bilmem ne okulları, parasal açıdan zor durumda olduğu için öğretmenlerine maaş veremedi, öğretmenler de derslere girmeyerek seslerine duyurmak istediler.

Sonuç; veliler ve öğrenciler akıllarına gelmeyen bir durum ile karşı karşıya geldiler. Bunun nedeni ne bir sel felaketi, ne de deprem sonucu yıkılan binalar.

Aslında yıkılan, vatandaşın Anayasal güvencesi.

Bu nasıl eğitim düzenidir ki, adam okul kuruyor, yurt geneline yayılıyor, binlerce öğrenciyi müşteri olarak görerek paralar kazanıyor, sonra da nedeni bilinmeyen biçimde dara düşüyor ve malını satmaya çalışıyor.

Bu tür kurumlar kurulurken, teminat zorunluluğu getirecek önlemler alınamaz mı, nasıl ruhsat verilir, bunun bir vecibeler manzumesi olamaz mı?

Adım gibi biliyorum, bu konuyu yazdığım için "Bizi ilgilendirmez, çocuğunu ver devlet okuluna okut" diyenler çoğunlukta olacak. Bu kadar basit değil...

En az devletin güvenlik konusu kadar önemli bir durum. Binlerce özel okul kurulmuşken, yüzlerce vakıf üniversitesi açılırken sessiz kalan bu toplumun fertleri, ucu kendilerine değince nasıl da bağırıyor!

Bu günleri göreceğimi söyleseler gerçekten inanmazdım.

"ÇARŞI KARIŞTI"

Bu ara başlık benim değil. Bir gazetecinin... Konu yine eğitim ve liberal düzen... Olayın kahramanları liberalizmi savunan, sağlık ve eğitimi Anayasal hak olmaktan çıkarıp, paralı hale getirenlerin en başındakiler. Kapıştıkları konunun esası da bir vakıf üniversitesinin arazisi. Ama gerçek nedeni bu değil. Görünen neden; üniversite arazisini, İstanbul'un en mutena yerlerinden birinde "tahsis" eden o dönemin zirve isimlerinin, bu arazinin daha sonra üniversiteye "tapulu" olarak geçmesi üzerine kapışması... 5 yıl sonra gündeme getirerek siyasi bir çekişme haline getirmek de gerçek neden. Taraflar da şöyle sıralanıyor; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bir tarafta ve karşısındakiler; yeni parti kurma aşamasındaki eski çalışma arkadaşları Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehmet Şimşek falan... Erdoğan'nın, karşısındaki bu isimleri suçlama nedeni de çok önemli... Karşıdaki isimler, üniversiteyi oluşturabilmek için HALK Bankası'ndan yüklüce bir kredi almışlar, ama ödeyememişler. 5 yıl aradan sonra geçen yıl kredinin ödenmesi istenmiş, ödenmeyince de üniversitenin mal varlıklarına haciz konmuş. Bu arada söz konusu okulun adını vermeyi unuttum, Şehir Üniversitesi...

Bu kez karşı hamle Davutoğlu'dan geliyor. Gerçekten de çarşıyı karıştıracak bir iddia ortaya atıyor. "Gelin söz konusu dönemin tüm yetkilileri, siyasiler ve önemli bürokratlar, onların yakınları mal bildiriminde bulunalım" diyor Davutoğlu. Bazı hukukçulara ve siyasilere göre, bu açıkça bir savcılık soruşturmasına kapı açıyor. Sonuç ne olur merakla bekleniyor.

Nedir bu Şehir başlıklı projelerden çektiğimiz!

Olayı hicvetmeyi bir yana bırakalım da geleceğe bakalım... Bundan sonraki kuşaklar nasıl eğitim alacak? Hangi okullara gidebilecek? Gittikleri bu okulların kaderi ne olacak?

Biz ne yapalım, gelecekten umudu keselim mi? Bu sermaye düzeni bize daha neler gösterecek, buna rağmen umutlanalım mı?

Bilemiyorum... Bildiğim ya da bu satırları yazarken öğrendiğim dün, 9 Aralık'tı.

...Ve Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü'ymüş.

Ne mutlu bize, böyle günlerin eksik olmadığı bir dünyada yaşadığımız için!..

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar