İsmail Kemankaş

Güzel bir ilkbahar sabahı...

31 Mart 2020 Salı, 21:22

Uzun süreden beri ilk kez bu kadar erken uyanıyorum. Pencereden martı ve karga sesleri geliyor, bahçemizdeki ağaçlara tünemişler. Sonra balkona şöyle bir uğruyorum. Ova, gözüme bir başka görünüyor. Ağaçlar neredeyse yeşermek üzere, yan binanın bahçesinden ıhlamur kokusu geliyor. Serçelerin sesi, klakson gürültüsünü bastırıyor.

İki üç katlı binaların balkonlarından asma salkımları sarkıyor, ortalıkta türünü belirleyemediğim bir ılıklık ve bir güzellik havası esiyor.

Ne de olsa baharın ilk günleri, üşütmemek adına içeri geçiyor ve meraklı biçimde televizyona dikkat kesiliyorum.

Spiker ara haberleri okumakta... Emeklilerin maaş zamları, enflasyon oranının en az üç puan üzerinden hesaplanacakmış. Meclis'ten geçen yeni bir yasanın müjdesini veriyor genç spiker...Ülkemizde hızla yayılan sistemle, kamu-özel ortaklığına çevrilen bir otomobil fabrikası, hisselerinin önemli bir bölümünü halka arz edecekmiş. Bu arada, sendikalı işçilerin oranı, özellikle tekstil, inşaat ve otomotiv sektöründe yüzde 60'lara kadar yükselmiş.

Acaba, söz konusu otomobil fabrikasından hisse senedi alabilir miyim, diye düşünürken, bir politika haberi geliyor ekrana... 65 yaş üstü, kronik rahatsızlığı olan veya tek başına yaşamak durumunda kalmış vatandaşlarımız için "geriatri" kurallarına uygun biçimde inşa edilen üç yeni "bakımevi" parasız biçimde hizmete girmiş.

İçimden "bravo yöneticilerimize... Toplumun her kesimi gibi yaş almışları da her şeyden fazla düşünüyor. Vallahi böyle giderse Batı ülkelerini sollayacağız. Sosyal devlet anlayışı işte bu..." diye övgümü dillendirmeye çalışıyorum. Hayal alemine dalmış ve temmuz ayında gitmeyi planladığımız Likya yolunu düşünürken, yine dikkatim haberlere yöneliyor. ABD Başkanı ile Çin Komünist Partisi lideri, Beyaz Saray'da buluşmuş ve tükenmekte olan su kaynakları ve nesli bitmek üzere olan hayvan faunası için anlaşma yapıyorlar. Bu arada, ikili arasında Kyoto Protokolü de konuşuluyor ve atmosfere gaz salınımını önleme konusunda dünyaya çağrı yapıyorlar.

Bir süre önce lağvedilen NATO'nun son genel sekreteri de bu haklı önleme destek verdiğini açıklıyor. IMF ise bu konuda atılacak her adım için faizsiz kredi teminatı veriyor.

Dış haberler son sürat akarken, İngiltere'nin Sosyal Demokrat Partili başbakanı da, etkinliğini yitirmiş Avrupa Birliği'ne nazire yaparcasına, Afrika'daki gelişmemiş ülkeler için özel bir proje hazırlandığı müjdesini veriyor. Rusya Federasyonu'nun yeni başkanı da Duma'da yaptığı konuşmada, emperyalizmin süresini doldurduğunu, tüm dünyada hiç bozulmayacak bir barış sürecine girildiğini ve bundan sonra devlet olarak tüm ağırlığı uzay çalışmaları ile mikrobiyolojiye vereceklerini açıklıyor.

Bu kadar mutluluk da fazla dedim ve televizyonu kapatarak kahvaltı sofrasına gitmek için niyetlendim ama gidemiyorum! Ayaklarım tutmuyor sanki, biraz çabaladıktan sonra gözlerim açılıyor ve gri bir Bursa sabahına uyandığımı fark ediyorum ne yazık ki!..

Ama pes etmek de işime gelmiyor. Kahvaltı sonrası önce TV izledikten sonra gazetelere göz atıyorum. Virüs belası atlatıldıktan sonra ekonomi ne hale gelecek, ev ekonomisi nasıl döndürülecek diye kendime sorular soruyorum. Buna rağmen dünyaya egemen ve emperyalizmin gereği olarak silah üretip satan ülkelerin gözü doymaz liderlerinin, küçücük bir virüs karşısında düştükleri duruma bakıyor, aslında ne denli zavallı olduklarına kanaat getiriyorum..Ve aklı başında hemen herkesin dediği gibi "hiçbir şey eskisi olmayacak" aforizmasına takılıyorum.

Ardından, olası bir yeni dünya düzeninde Türkiye kendini yenilemezse, nerede yer alabilir diye sadece düşünüyor ve çaresizliğime yanıyorum!

Bir de batıl sayılabilecek bir inancın peşinden koşuyor, büyüklerimin bana öğrettiği biçimde "yeşil murattır, sonu rahattır" diyorum. Neden mi?

Ekrandaki haritalarda Covid 19 belasının rengi, dolar gibi yeşil de ondan.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar