İsmail Kemankaş

Neyi unuttuk, neleri hatırladık?

30 Mart 2020 Pazartesi, 20:54

Bilim insanı, yerel yönetici, hekim ya da biraz düşünen sade vatandaş, hepsinin dilinden düşmeyen bir cümle var...

"Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."

Olmayacak da nasıl olacak?

Buna geçmeden, görebildiğim, duyabildiğim ya da hissedebildiğim unutulanları sıralamak gerektiğini düşünüyorum öncelikle...

Örnekler; global ya da küresel sıfatıyla kurulan cümleler. Şimdi bu iki kelime sadece ölüm korkusu için kullanılıyor, gelişmişlik sembolü yöntem ve usuller için hiç değil...

Ülkeler arası serbest dolaşım, Avrupa Birliği vatandaşlığı, liberalizmin kişiye sağladığı geniş olanaklar, hızlı erişim nedeniyle küçülen dünya...

Bu durum ikili konuşmalara da yansımıştır diye tahmin ediyorum!

Örneğin, hayat batıda. Kapıyı Avrupa'ya bir atabilsem, iyi öğrenim, bol kazançlı bir iş ve müthiş bir özel yaşam. Daha ne isterim ki?"

İşte size boşa çıkan istekler ve şimdilik de olsa tedavülden kalkan bir cümle...

Şimdilik aklıma ilk gelen unutulanlar bunlar.

Bir de ulusal sorunlarımız var söz edemediğimiz... Salgının ardından Kuzey Irak'tan iki şehidimiz geldi. İdlib ve Libya'da neler oluyor izleyemiyoruz ya da ilgimizi çekmiyor. Terör mücadelesinde son durum nedir bilmiyoruz. Hele hele FETÖ diye bir kelime tamamen silindi gitti. Sadece unutmadığımız, Rahşan Affı ve Ecevit'in 99 depremindeki başarısız yönetimi. Onun nedeni de, salgına dair bir eksiklik ve hatalı tutum yaşanabilir düşüncesiyle kıyaslama yaparak durumu kurtarma vaziyeti. Bir de çok dolu olan ceza evlerini boşaltmak için Corona Affı çalışmalarının başlaması. Ehh, ne yapalım, çare dünyadan göçüp giden iki Ecevit'i eleştirmekten geçiyorsa onu da yaparız!

En önemlisini unuttum galiba; salı günleri muhalefetin salvolarına, çarşamba öğleyin Partili Cumhurbaşkanı'nın yaylım ateşi ile verdiği yanıtlar da, "ateşkes ilanını" virüs yaptırdığı için şimdilik askıda kaldı.

Ya unutulmayıp hatırlananlar...

Genellikle, evden çıkmaması istenen 65+ Grubu var ya, onların hatırlayıp tekrarladıkları şeyler? Sıralayayım isterseniz...

Sağlık alanında aşı ve diğer gelişmeler için Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan ve 2011 yılında kapatılan Hıfzısıhha Kurumu.

Okullardaki aşı ve iğne kampanyaları ve bunların mecburi oluşu...

Özellikle, çatışmalar sırasında yaralanan, patlamalarda uzvunu kaybeden askerlerin tedavi ve bakımı için kurulan kısa adı GATA olan Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve diğer asker hastaneleri...

Başınız her sıkıştığında yanınızda olduğunu sandığınız ve halk olarak gönüllüsü olduğunuz ve şimdilerde ortada görünmeyen Kızılay...

Komşular arası dayanışma, apartman ve site hayatı yerine kırsal kesimde çare arama... Komşusuna elinden geldiğince yardımcı olma hasleti ve dayanışma duygusu da hatırladıklarımız içinde liste başında.

İlim Çin'de bile olsa gidip getirmeyi de Devlet olarak hatırladık!

Şefkati, özveriyi, mahalle kültürünü, kendi egondan sıyrılıp başkalarını düşünmeyi ve hepsinden önemlisi, sağlığın yanında paranın değersizliğini hatırladık.

İnancın en önemli değerinin toplum dayanışması, tüm mabetlerin de sadece birer bina olduğunu hatırladık. Şu anda kendimizi ve yönetim biçimimizi hesaba çekerek, bu küresel afet sonrası nelerle karşılaşabileceğimizi hesaplamanın, kişisel olarak yanlış ve doğrularımızı ortaya koymanın ne denli gerekli olduğunu anladık.

Bu söylediklerimin büyük bölümünü, toplumun her katmanının, her ferdinin düşünüp, uygulamak istediğini söylemek de mümkün değil. Az da olsa sepetin içinde çürük elmalar da çıkabiliyor. Örnek mi istersiniz?

Tam 30 ilde, kaçak üretici işletmeleri basılıyor ve binlerce maske fahiş fiyatla satışa sunulurken bulunuyor. İki grup üretici (bunlara üretici demek ne denli doğru bilemedim) ve yandaşları, rekabet nedeniyle silahlı çatışmaya giriyor. Buna karşın meslek liseleri ve Jandarma tesislerinde maske üretiliyor.

Bir grup kendini bilmez, kapatılan hamamı açarak içerde kumar oynatıyor, bir grup genç de dalga geçer gibi maskeleri ile gürültülü müzik eşliğinde parti düzenliyor... Ne yapalım, şimdi onlara bakarak toplumdan umudu mu keselim?

Bir de kendimle hesaplaştığım ama sonucuna varmadığım bir konu var.

Her gece belli bir saatte alt yazı ile rakamlar geçiyor. Test sayısı, vaka sayısı, iyileşen hasta sayısı ve kaybettiklerimizin sayısı...

Kayıpları sayıyla ifade etmek ne kadar da zor bir iş! O bir hayat... Çünkü bu ölümün nedeni bir kaza değil, yani hata sonucu oluşmamış. Savaş hiç değil, vatan savunması yapılmamış. Belki de sıfır hatalı bir durumda virüs bulaşmış ve dünyadan göçmüşsünüz. Onların bir ailesi, yaşlı olsa da duyulan hüznü, genç ise ailesinin gelecek beklentisi yok mudur? Bizim için sadece bir rakamsa, onlar için nedir? Düşünüyor ve bir sonuca varamıyorum.

Rakamlar ve sadece kayıplar... Sindiremiyor ve yine sindiremiyorum içime...

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar