İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Cumhuriyet'in ipuçlarını Gazi Bursa'da vermişti

10 Kasım 2017 Cuma, 16:01

Vatanımızın kurtarıcısı... Gazi Paşa... Ulu Önder...

Bu anlamlı sıfatların yanında, bu ülkenin iki mareşalinden biri olması bile sönük kalıyor. Buna karşın Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimci yönü yeterince anlatılıyor ve biliniyor mu?

Atatürk'ün, genellikle askeri yönü, yeni bir devletin kurucusu oluşu ve cumhurbaşkanlığı öne çıkar ve biraz da devrimlerinden söz edilir.

Tam anlamıyla onu anlamak gerçekten de zor ve büyük emek istiyor.

Günümüzde geldiğimiz noktaya bakınca, bu emeğin ne denli gerekli olduğu ortaya çıkıyor.

Bazı kaynaklar bir saptama yaparak, Atatürk'ün Cumhuriyet sonrası en fazla Ankara ve İstanbul'da bulunduğunu, diğer yandan da İzmir ve Bursa'ya da özel ilgisi olduğunu vurguluyor.

Aslında bunu anlamak da zor değil.

İşgal yıllarına geri dönersek, stratejik önemi, Balkanlar'a yakınlığı, Atatürk'ün Selanikli oluşu, düşmana karşı ilk kalkışmanın burada yapılması gibi etkenler İzmir'in ağırlığını ortaya koyuyor.

Bursa'ya gelirsek...

Üç kıtada 6 yüzyıl hüküm süren bir imparatorluğun çıkış noktasıdır Bursa...

İlk payitahttır. 8 Ağustos 1920 günü Yunan birliklerinin Bursa'yı işgali nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde alınan bir karar bunu nişanesidir. Verilen önerge sonucu yapılan oylama ile Meclis kürsüsüne puşide-i siyah konar. Yani siyah örtü örtülür. Bu hareketin anlamı; TBMM tarafından yeni kurulacak devletin kökünde, Osmanlı İmparatorluğu vardır. Bu büyük devletin ilk başkenti de bizim için sembolik bir anlam ifade eder.

Bu anlam ve ilgi, Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in ilanı ve sonrasında, ölümüne kadar sürer.

Yaptığı 17 gezinin (bazı kaynaklara göre 18) birbirinden farklı ama önemli gerekçeleri vardır. Bazen sanayileşme hamlesini başlatır, bazen devrimlere karşı direnenleri bastırmak için gelir, bazen de yeni devletin, yani çağdaş Türkiye'nin nasıl yaratılacağından söz eder.

Daha da önemlisi, 1922 ve 1923'ün Ocak ayında yaptığı iki gezide[1], Cumhuriyet rejiminin ipuçlarını verir Bursa'da...

İLK GEZİ VE SALTANATIN KALDIRILIŞI

Atatürk, ilk kez Mudanya Ateşkes Anlaşması'nın imzalanmasından altı gün sonra 17 Ekim 1922'de Bursa'ya gelir. Bu gezisi 29 Ekim gününe değin on iki gün sürer. Birinci gün Belediye'de kent ileri gelenleri ile tanışmasının ardından, yaptığı ilk konuşmasında şunları söyler:

"Muhterem Bursa halkının hakkımızda göstermiş olduğu içten gösterilerden olağanüstü duyguluyum. Bugün mutluluğunu duyduğumuz zaferi, ulusumuzun kararlılık ve kutsal inanç gücü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları'nın süngüleri kazanmıştır. Üzerinde başka türlü hiçbir güç, hiçbir baskı yoktur ve olmamıştır. Ulusun ve ordularının yeteneği, bütün ulusal emellerimizi elde edecek derecededir. Ülkenin kaynaklarının genişliği, halkın çalışkanlığı ve yeteneği ve ordularının süngüleri, barış döneminde de her türlü sonuçları elde edecektir. Üç buçuk yıl süren bu savaştan sonra, bilim açısından, milli eğitim açısından ekonomi açısından savaşımlarımızı sürdüreceğiz ve güveniyorum ki bunda da başarılı olacağız fabrikacı olacağız, sanatkâr olacağız."

Atatürk'ün Bursa'ya geldiği gün, İstanbul'daki son Osmanlı Sadrazamı Tevfik Paşa, kendisine bir telgrafla başvuruda bulunarak, Barış Konferansı'na İstanbul ve Ankara delegelerinin birlikte katılmalarının uygun olacağını ve bu amaçla önceden birinin görüşmek üzere İstanbul'a gönderilmesini ister. Mustafa Kemal, son sadrazamın bu ilginç ve yakışıksız önerisini 18 Ekim 1922 günü Bursa'dan şöyle yanıtlar:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları'nın kazandığı kesin utkunun doğal sonucu olmak üzere, yapılması yakın olan barış konferansında Türkiye Devleti yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından temsil olunur."

Daha sonra, barış konferansına katılacak TBMM heyetinin belirlenmesi konusunda silâh ve siyaset arkadaşlarıyla bazı tartışmalar yapar ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'yı Lozan'da toplanacak barış görüşmelerinde Türkiye'yi temsil edecek kurulun başkanlığıyla görevlendirir. 27 Ekim gecesi, Şark Tiyatrosu'nda (eski Saray Sineması) düzenlenen toplantıda geleceğiN Türkiye'sinin nasıl olması gerektiğini açık bir şekilde anlatır:

"Açıkça söyleyeyim ki, biz üç buçuk yıl öncesine değin cemaat halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. Dünya bizi, temsilcimiz ve yöneticimiz olanlara göre tanıyor ve değerlendiriyordu. Üç buçuk yıldır ulus olarak yaşıyoruz. Bunun elle tutulur, gözle görülür tanığı yönetimimizin biçimidir ki, bunu yasalar 'Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti diye adlandırmıştır."

Bu açıklamadan iki gün sonra tarih 29 Ekim 1922'dir ve Bursa'ya gelen Le Petit Parisien gazetesinin muhabiriyle yaptığı uzun söyleşide, Avrupa'nın yeni Türkiye'ye bakış açısı ve kapitülasyonlar konusundaki görüşlerini kesin bir dille açıklayarak şöyle der:

"Bana Avrupalıların ve özellikle Fransızların Doğu'daki yararlarından söz ediyorsunuz. Her şeyden önce şurası bilinmek gerekir ki, Büyük Millet Meclisi Hükümeti kapitülasyonların kalmasını asla kabul etmeyecektir. Eğer yabancı uyruklular eskiden olduğu gibi, bundan sonra da kapitülasyonlardan yararlanmayı düşünüyorlarsa, aldanıyorlar. Kapitülasyonlar bizim için yoktur ve asla var olmayacaktır. Türkiye'nin bağımsızlığı her alanda ve tümüyle onaylanmak koşuluyla, kapılarımız bütün yabancılara genişçe açık olacaktır." [2]

Mustafa Kemal, 29 ekim 1922 günü, bir Fransız gazeteciye röportaj verirken, "Yeni başkent ve halifelik merkezi Bursa veya Ankara mı olacak?" sorusuna "Bu konuda karar alınmamıştır. Gelecek başkentimizi belirlemek için barışın yapılmasını beklemeliyiz" der ve bu görüşmeden sonra Ankara'ya hareket eder. Hemen ardından Bursa'da verdiği mesaj gerçekleşir, 1 Kasım'da TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada bir kez daha, "Ulusun saltanat ve egemenlik onuru, yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir" cümlesini sarf eder.
Bu konuşmanın hemen ardından ertesi gün saltanat kaldırılır. Son Osmanlı padişahı Mehmet VI Vahidettin, İstanbul'daki İngiliz yüksek komiserine başvurarak sığınma isteminde bulunur ve 17 Kasım'da ülkesini terk eder.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Türk Ordusu'nun Başkomutanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal'in ilk Bursa ziyaretinde yaptığı üç konuşma ve İstanbul'a verdiği cevaptan çıkarılacak önemli sonuçlar vardır. Birincisi, kapitülasyonları tanımayarak yeni bir devlet müjdesi verir... İkincisi; bu yeni devlette, egemenliğin kayıtsız şartsız halkta olduğunu ve bu halkın ulus niteliği taşıdığını belirterek, saltanatın kaldırılacağına vurgu yapar... Üçüncüsü; ulus kelimesini

kullanarak, yönetim biçimini de aslında tarif eder... Cumhuriyet'in gelişini vurgulayan bu açıklamaları yaparak Ankara'ya döner ve iki gün sonra da ilk inkılabı devreye sokarak saltanatı kaldırır.

İKİNCİ GEZİ VE HİLAFET MESELESİ

Karlı bir ocak gününde Bilecik'ten İnegöl'e gelen Mustafa Kemal, coşkulu biçimde karşılanır. Paşa ve yanındakiler, saat 15.00'te Bursa'ya girdiğinde tarih 20 Ocak 1923'tür... Bu arada Bursa Belediyesi, Çekirge yolu üzerindeki bir köşkü satın alarak Gazi'ye armağan eder. Mustafa Kemal, bu köşkte konaklar ve ilk gezide olduğu gibi yine Şark Sineması'nda halka hitap eder ve tam 7 saat konuşur ve Bursalıları dinler. Doğal olarak yeni devletle ilgili olarak Avrupa'ya mesajlar verir. Soruların arasında heykellerin putluğuna dair inançlar gündeme gelir ve bu durumu şöyle özetler:

"Münevver ve dindar olan milletimiz terakkinin esbabından (ilerleme sebepleri) biri olan heykeltraşlığıazami derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesi ecdadımızın ve bundan sonra yetişecek evlatlarımızın hatıratını güzel heykellerle dünyaya ilan edecektir."

Hakimiyet-i Milliye gazetesinin "Büyük Gazi'nin Bursalılarla Hasbihali" başlıklı uzun açıklaması içinde yer alan bir bölüm de çok dikkat çekicidir. Bölümün başlığı "Hilafet Meselesi" olara verilir ve şöyle devam eder:

"Hilafet meselesine nakl-i kelam (sözü getirerek, hilafetin yalnız Trkiye halkına değil, bütün İslam alemine şümullü (kapsamak) olmasıhasebiyle , bu makam hakkında bir karar vermek Türk milletinin salahiyeti haricinde bulunduğunu , makam-ı hilafetin bir nokta-i irtibat (iletişim noktası) olarak mahfuz (korunma) bulundurulduğunu ve iş bu makama Taürkiye'nin hakimiyeti milliyesini takyid ( şarta bağlama) mahiyetinde hiçbir salahiyetin (yetki) verilemeyeceğini ve zat-ı hilafet penahininin (halife kastediliyor) de aynı fikir ve kanaati musib (isabetli) bulduklarını zan eylediklerini izah eylemişlerdir."[3]

Toplam dört gün süren bu kısa gezi, annesi vefat eden Mustafa Kemal'in İzmir'e hareketi ile son erer. Hafızalarda, Bursalılar'la Şark Tiyatrosu'nda yaptığı 7 saatlik hasbihal ve özellikle "hilafet" konusunda yaptığı açıklama kalır. Özetle, Bursa yeni devletin yönetim şekli ile saltanat ve halifelik gibi çok temel iki kurumun kaldırılacağını, tüm ulustan önce öğrenmiş olur. Bir başka ifade ile, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilanı üstü kapalı biçimde Bursa'da verilir. Bu nedenle, "Bursa Cumhuriyet'in özel bir şehridir" cümlesini özenle seçiyor ve kullanıyorum.

[1] Akkılıç 2002/Bursa Ansiklopedesi 1.Cilt/s. 150

[2] Akkılıç 2002/Bursa Ansiklopedesi 1.Cilt/s. 151

[3] Ulusal Basında Atatürk'ün Bursa Gezileri/ N.Özdemir 2012/ s.47

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar