İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Lozan ve Montrö'den Kanal İstanbul'a!

25 Temmuz 2020 Cumartesi, 17:54

Son aylarda gündeme gelen Kanal İstanbul nedeniyle Lozan ve ardından Montrö'de imzalanan anlaşmalara atıf yapılmakta. Yanı sıra Türkiye'nin boğazlar konusundaki yetki ve sorumlulukları tartışılmakta. Böyle bir ortamda ve Lozan Barış Antlaşması'nın 98. yılını iki gün önce idrak ettiğimiz şu günlerde, bu konuyla ilgili bilinen veya bilinmeyenleri dile getirmek gerek...

Kurtuluş Savaşı'nda kazanılan büyük zafer sonrası Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'de, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Britanya, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Leman gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace'ta imzalanır. Anlaşmanın safhaları ve hükümlerine dair ayrıntılara geçmeden, bu sürece kadar neler yaşandığına da bir bakalım.

Sevr'den Lozan'a doğru...

1920 yılında Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri, kaybeden ülkelerle hesaplaşmalarını bitirmiş ve barış antlaşmalarını kabul ettirme süreçleri tamamlanmıştır. Almanya, Bulgaristan, Avusturya ve Macaristan'a anlaşmalar imzalatılmış, ancak hesaplaşma yapılmayan tek mağlup Osmanlı İmparatorluğu kalmıştır. Bu da 10 Ağustos 1920'de Sevr'de gerçekleşir. TBMM'nin Sevr Anlaşması'na tepkisi çok sert olur. Ankara, İstiklal Mahkemesi kararı ile anlaşmaya imza atan üç kişi ve Sadrazam Damat Ferit Paşa hakkında idam kararı verirken, vatan haini ilan eder. Yunanistan dışında hiçbir ülke Sevr'i meclis onayından geçiremez ve bu nedenle Sevr, bir anlaşma taslağı olarak kalır.

Mütareke sonrası Lozan

Türk Ordusu'nun Yunan kuvvetlerine karşı elde ettiği zaferin ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının hemen ardından İtilaf Devletleri TBMM Hükümeti'ni 28 Ekim 1922'de Lozan'da toplanacak olan bir barış konferansına davet eder. Bu konferansa barış şartlarını görmek üzere önce Rauf Orbay katılmak ister ama Mustafa Kemal Paşa, Mudanya görüşmelerine de katılan İsmet Paşa'nın Lozan'a baş temsilci olarak gönderilmesini uygun bulur. Bu arada İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığına getirilir ve çalışmalar hızlandırılır. İtilaf Devletleri Lozan'a İstanbul Hükûmeti'ni de davet eder. Bu duruma tepki gösteren TBMM, 1 Kasım 1922'de Saltanat'ı kaldırır.

Bu arada, Lozan'a gidecek heyet de şöyle oluşur: İsmet İnönü (Baş delege), Delegeler; Dr.Rıza Nur, Hasan Saka... Heyete bir grup danışman da dahil edilir. Onların arasında Mahmut Celal Bey de (Bayar) vardır.

TBMM Hükûmeti Lozan Konferansı'nda Misak-ı Milli'yi gerçekleştirmeyi, Türkiye'de bir Ermeni devletinin kurulmasını engellemeyi, kapitülasyonları kaldırmayı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları (Batı Trakya, Ege adaları, nüfus değişimi, savaş tazminatı) çözmeyi ve Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki sorunları gidermeyi amaçlamış, Ermeni yurdu ve kapitülasyonlarda anlaşma olmazsa görüşmeleri kesme kararı da almıştır.

Lozan'da TBMM Hükümeti, sadece Anadolu'ya saldıran ve orada yendiği Yunanlılarla değil, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ni mağlup eden devletlerle de karşılaşıp hesaplaşır ve tarihe karışmış olan bu imparatorluğun tüm tasfiye davaları ile yüzleşmek zorunda kalır. 20 Kasım 1922'de başlayan Lozan görüşmelerinde uzun süre anlaşma sağlanamaz. Tarafların tavize yanaşmaması ve önemli görüş ayrılıkları çıkması üzerine 4 Şubat 1923'te görüşmelerin kesilmesi savaş ihtimalini yeniden gündeme getirmiştir.

Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusu'na savaş hazırlıklarının başlamasını emreder. Sovyetler Birliği, savaş çıktığı takdirde, bu defa Türkiye'nin yanında olacağını duyurmuştur. Haim Nahum Efendi öncülüğündeki azınlık temsilcileri de Türkiye'yi destekleyerek arabulucu olurlar. Yeni bir savaşı ve kendi kamuoyunun tepkisini göze alamayan İtilaf Devletleri barış görüşmelerini tekrar başlatmak için Türkiye'yi tekrar Lozan'a çağırır. Görüşmeler 23 Nisan 1923'te tekrar başlar, 24 Temmuz 1923'e kadar devam eder ve bu süreç Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması ile sonuçlanır. Taraf ülkeler meclislerinde de Lozan hükümlerini tartışır ve kabul eder. Türkiye tarafından da 23 Ağustos 1923'te imzalanır. İngiltere'nin anlaşmayı onaylaması ise 16 Temmuz 1924 tarihinde gerçekleşir. Belgeler resmi olarak Paris'e iletildikten sonra, 6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe girer.

Alınan kararlar

Türkiye-Suriye Sınırı: Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması'nda çizilen sınırlar kabul edilmiştir.

Irak Sınırı: Musul üzerinde antlaşma sağlanamaz. Bu konuda İngiltere ve Türkiye Hükûmeti anlaşacaklardır.

Türk-Yunan Sınırı: Mudanya Ateşkes Antlaşması'ndaki şekliyle kabul edilir.

Adalar: Gökçeada ile Bozcaada özerk bir yönetime tabi tutulmak şartıyla (Türkiye antlaşmanın bu maddesini uygulamadı) Türkiye'de, diğer Ege adaları İtalya'ya kalır. İtalya'nın Türk sınırına yakın adaları silahsızlandırması kararlaştırılır. Sevr Antlaşmasıyla On iki Ada İtalya'ya diğer adalar Yunanistan'a bırakılır. On iki Ada ve Rodos Nisan 1947'de resmen Yunanistan'a teslim edilir.

Türkiye-İran Sınırı: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında 17 Mayıs 1639'da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre belirlenmiştir.

Kapitülasyonlar: Tamamı kaldırılır.

Azınlıklar: Azınlıklar: Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık, Müslüman olmayanlar olarak belirlenmiştir. Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edilir ve hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtilir. Batı Trakya'daki Türklerle, İstanbul'daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya'daki Rumlar ile Yunanistan'daki Türkler'in mübadele edilmeleri kararlaştırılır.

Savaş tazminatları: İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri savaş tazminatlarından vazgeçer.

Osmanlı'nın borçları:Borçlar, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan devletler arasında paylaştırılır.

Yabancı okullar: Eğitimlerine Türkiye'nin koyacağı kanunlar doğrultusunda devam etmesi kararlaştırılır.

Patrikhaneler: Dünya Ortodokslarının dini lideri durumundaki patrikhanenin siyasi yetkilerinden arındırılarak İstanbul'da kalmasına izin verilir.

Lozan Boğazlar Sözleşmesi: Boğazlar, görüşmeler boyunca üzerinde en çok tartışılan konudur. Sonunda geçici bir çözüm getirilir. Askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazlardan geçebilecektir. Boğazların her iki yakası askerden arındırılıp, geçişi sağlamak amacıyla başkanı Türk olan uluslararası bir kurul oluşturulmasına karar verilir. Böylece Boğazlar bölgesine Türk askerlerinin girişi yasaklanır. Anlaşmanın diğer önemli bir hükmüne göre savaş gemileri, barış zamanında serbestçe boğazlardan geçeceklerdir.Denizalt ılar ise ancak satıhtan geçeceklerdir.Bu hüküm, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi: 1930 lu yıllarda dünya devletlerinin silahlanma yarışına girmesi üzerine Türkiye, Lozan Boğazlar Sözleşmesini yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyar. Sözleşmeye göre, Boğazlar Bölgesi'nin silah ve askerden arındırılmış oymasıyla güvenlik endişesine düşen Türkiye, 23 Mayıs 1933'te Londra'da yapılan toplantıda Sovyetler Birliği'nin de desteğini alarak, silahsızlandırmaya ilişkin hükümlerin iptalini resmen ister. Milletler Cemiyeti'nin 17 Nisan 1935 tarihindeki toplantısına katılan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, bu konuyu tekrar dile getirir. Bu öneri önce destek bulmaz. Ardından Rusya ve Yunanistan'ın desteği ile Türkiye İtalya dışındaki ülkeleri konferansa davet eder. Türkiye'nin kararlı tavrı sonucunda 22 Haziran 1936 tarihinde İsviçre'nin Montrö şehrinde toplanan uluslar arası konferansta konu görüşülür ve 20 Temmuz 1936 günü de Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanır. 9 Kasım 1936 tarihinde yürürlüğe giren sözleşmeye göre Boğazlar Komitesi kaldırılmış (karar mercii olan uluslar arası bir komisyon) ve Türkiye'nin boğazlarda asker bulundurmasına izin verilmiştir. Böylelikle Türkiye, boğazlar konusunda tam bağımsız hale gelirken, geçişler için de tek yetkili olmuştur.

Önemli hükümler: Savaş gemileri barış zamanı hiçbir mükellefiyet taşımadan geçebilirler. Diğer gemiler için tonaj sınırlaması getirilir.

Karadeniz'e kıyısı olmayan bir devletin, bu denizde bulundurmak üzere boğazlardan geçirebileceği kuvvet, geçiş sırasında Karadeniz'e kıyısı bulunan en kuvvetli donanmaya sahip olan devletin kuvvetinden fazla olmayacaktır. Yani, kıyısı olan devletlerin güvenliği böyle sağlanacaktır.

Yorum: Boğazlar'ın Türkiye egemenliğinde olmasına karşın, Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin hukuku da korunmaktadır. Bu bakımdan ikinci bir geçiş, yani Kanal İstanbul örneğindeki gibi bir proje, buradaki dengeyi bozabilir. Ticari amaçla da olsa, iki dünya devi ABD ile Rusya ve Türkiye'yi karşı karşıya getirebilir. Üstelik bu sözleşmeye taraf olan diğer Avrupa ülkeleri de, İstanbul Boğazı'nı bay pass edecek bir projeye olumlu bakmayabilirler. Ayrıca boğazlar denince Çanakkale ve Marmara Denizi geçişini de unutmamak gerek.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar