İsmail Kemankaş

Sibel'in dış görünümü!

06 Ocak 2020 Pazartesi, 23:14

Yaşam öylesine hızla akıp gidiyor ki, durup düşünüp bir değerlendirme yapmaya bile gücümüz yetmiyor.

Dış dünyadaki korkunç gelişmeleri izlemekten, yanı başımızda olanları görebilme yeteneğimiz kayboluyor. Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı, "Trump mı daha deli, İran mı daha saldırgan olacak" gitgelleri arasında, Sibel'in derdini düşünen olmadığını, son noktayı koyarken toplumu nasıl da çaresiz bıraktığını anlayamadık ilk anda... Haberlerin doğruluğuna inanarak ölümün "intihar" ile geldiğini kabullenmemiz gerekiyor. Geçmişte yazılı basında çalıştığım günlerde, bu tür ölüm olayları kurumumuzun prensibi olarak dile getirilmezdi. Gerekçe de çok insaniydi. Gençlere kötü örnek olmasın diye...

Galiba tren kaçtı; devletlerin birbirine yaptığı hunharca saldırılar, insanımızın ekonomik kriz nedeni ile düştüğü bunalım türleri, kadın cinayetleri derken yeni bir vak'a türü ile yüz yüze geldik. Üniversite sıralarına kadar yükselmiş gençlerin çaresizliği ve çare olarak ölümü seçmeleri...

İşte işin püf noktası burada yatıyor. Çağdaş demokratik bir ülke için yüz karası deyimi yetersiz kalır. Diyelim ki, otoriter bir rejim ve İslami dini kuralların geçerliğini savunan bir yönetim var. Nerede yardımlaşma, nerede zekat, nerede fitre, nerede aşevleri, nerede imaretler...

Yaşadığımız kent Bursa'da, Sultan Külliyelerinin önemli bir bölümünde mutlaka bir imaret ya da aşevi vardır. İstanbul'da ise bunlardan misliyle bulunur.

Şimdi oturup Sibel Ünli isimli kızımızın ölümünü hangi rejime, hangi siyasal tercihe, hangi yönetim modeline sığdıracağız!

"Yemek kartımda sadece 1 lira var." Sibel'in son paylaşımlarından biri böyle...

Bu satırları, sadece günlük yazı limitini doldurmak için yazdığımı sanmayın, gerçekten çok etkilendim, bir an için yaşamın ne denli boş olduğunu, kof ve içini dolduramadığımızı düşündüm.

Sonra da geçmişte aile büyüklerimizin sözleri yankılandı kulağımda...

"Allah bizi açlıkla terbiye etmesin" cümlesi adeta ağzıma tıkıldı.

Yunan işgali sırasında, erkeklerin neredeyse tamamı silah altında olduğu için anaların çektiği sıkıntıları dinlemiştim anneannemden... Zaman zaman, "Bilmem kimin çocukları dün gece aç yatmış" sözlerini duyduğunu anlatmıştı anneannem... Hatta evin küçük oğlu sokağa çıktığında "Anam bana akşam pilav pişirmedi" diye ağladığının anlatıldığını belirtirdi annem...

Ama o dönemlerin haklı bir gerekçesi vardı. Şimdi öyle mi?

Milyar dolarlık ihracat rakamları, devasa yatırımlar, deniz üzerinde akıllara durgunluk veren köprüler, yetmedi doğaya meydan okuyacak kanal projeleri... Sonra da bu projeleri gerçekleştirmesini umduğumuz çocuklardan birinin açlıktan yaşamına son vermesi...

Dünyanın en ünlü senaristlerinin klavyesi bile bunu yazamaz!

Unuttum, dağıldım, beni mazur görün; bir de Sibel'in dış görünümü ve 9 Ekim günü sosyal medyada yazdığı "Gidecek yerim de yok, yaşamaya değer bir hayatım da..." cümlesi.

İşin kolayına kaçmak isterseniz şöyle dersiniz; "Bu kızımız engelli olduğu için yaşamayı istemedi, asıl neden buydu ölümünde... Yani cebinde yemek için 1 lira kalması bardağı taşırmıştır."

İsterseniz bunu tercih edelim ve rahatlayalım! Ama gelen bir haber bunu boşa çıkarıyor. İstanbul Üniversitesi yönetimi, yine eski uygulamaya dönerek, tenzilatlı yemeklerin öğününü artırmış Sibel öldükten sonra...

Prof. Dr. Bahadır Erim de 10 bin lira tutan maaşını yemek ihtiyacı için bağışlamış. Bakalım siz kimi, ben kimi, toplum kimleri bağışlayacak?

Bir durup, bin düşünelim ve çözümümüz varsa önerelim.

Nasıl olsa, hava şimdilik tamam ama, su ve yaşam artık bedava değil!

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar