İsmail Kemankaş

Yüz yılda olan biten...

30 Aralık 2019 Pazartesi, 23:13

Yeni bir başlangıcın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk adımlarının atılmasının ardından tam yüz yıl geçti. Onar yıllık dönemler için gelişmelere şöyle bir göz atsam ne olur diye düşündüm. Kendi yaşamım, Türkiye ve Dünya için değişimleri kafamdaki sınırlı bilgilerle yoklamaya çalıştım ve şaşkınlığımı gizleyemedim!

Örneğin, 31 Aralık 1919'da neler olmuştu?

Kendimden başlarsam; anne ve babam henüz doğmamış... Babaannem 13, baba dedem 18 yaşında... Anneannem ve dedem ise 19 yaşında ve evliler.

20.yüzyılın en büyük savaşı bitmiş, Osmanlı ve Alman imparatorlukları parçalanmak üzere... Ülkemiz işgal altında. Buna karşın Gazi Mustafa Kemal, yurt temaslarını bitirerek Ankara'ya gelmiş ve "Ya istiklal, ya ölüm" diyerek vatan savunması için direktifini vermiştir bile.

Gelelim 31 Aralık 1929 gününe...

Anne ve babam doğmuş, onların anne ve babaları da sağlıklı. Dünya büyük ekonomik bunalımı yaşıyor... Türkiye'de inkılaplar tek tek hayata geçmiş...26 Aralık 1925 günü kabul edilen bir yasa ile Gregoryen takvim kabul edilmiş ve 1 Ocak 1926 günü de resmen yürürlüğe girmiş. Böylece 31 Aralıklar bizde de yılbaşı olarak benimsenmiş.1928 yılında da Türkiye Latin Alfabesi'ne geçmiş ve bazı şehirlerde bu yenilik için Millet Mektepleri açılmış. Bursa Çırpan Mahallesi'ndeki okula iki çocuğunu evde bırakan anneannem de yazılmış.

...Ve 31 Aralık 1939 tarihi...

Dünya ekonomik bunalımı atlatmış gibi... Buna karşın yine yeni bir savaşın ayak sesleri duyulmaya başlamış. 1 Eylül 1939 tarihinde başlayan ve 6 yıl süren, milyonlarca insanın katledildiği büyük acının başlangıcı... 31 Aralık 1939 günü dünya bu belayı savuşturmaya çalışırken, Türkiye savaşın dışında kalarak çok önemli bir iş başarmış. Buna karşın henüz büyük yasını geride bırakamamış. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü yaklaşık 1 yıl önce yitirmişiz. Üstüne üstlük 1939 yılı içinde Erzincan depremi bölgeyi yıkıp geçmiş. Tek sevindirici gelişme de Hatay'ın Türkiye'ye ilhak edilmesi olarak kayıtlara geçmiş.

Çok partili dönemde 31 Aralık 1949 günü...

İkinci Dünya Savaşı bitmiş ve üstelik diktatörlerin saltanatı ile birlikte... Avrupa'da demokrasi rüzgârları eserken, Türkiye de çok partili düzene geçmiş. CHP'den Demokrat Parti ve Millet Partisi doğmuş. Garip bir 1946 seçiminden ve ilk kez yaşanan devalüasyondan sonra gözler 1950 seçimine çevrilmiş. Bu arada her iki dedem de vefat etmiş. Babam, futbol oynamayı sürdürürken vatani görevini bitirmiş.

Siyasi çekişmeler içindeki Türkiye'de 31 Aralık 1959...

14 Mayıs 1950 seçiminde iktidara gelen Demokrat Parti, göreve gelir gelmez, Kore'ye asker göndererek, ABD'nin gözdesi ve NATO üyesi olmuş. Bu arada annem ve babam evlenmiş ve 1955 yılında ben doğmuşum... Yaklaşık 7 yıl süren Demokrat Parti'nin altın çağının ardından, iç siyasi çekişmeler ve ekonomik sıkıntılar peş peşe gelmiş. Bunun sonucu olarak 1958 devalüasyonu yaşanırken, iktidar için kötü geçen bir yıl tamamlanmış.

31 Aralık 1959 gecesi Bursa Atatürk Caddesi

Yeni bir iktidar partisi ve 31 Aralık 1969...

1950 sonrası on yılda DP-CHP arasındaki çekişme, halk arasındaki bölünme sonucu 27 Mayıs 1960 İhtilali yaşanmış ve Demokrat Parti kapatılmış. Başbakan Adnan Menderes ve iki bakan arkadaşının yargılanıp idam edilmesi ve DP milletvekillerinin hapsedilmesi Türkiye'de yeni bir dönemi başlatmış. Yeni anayasa, yeni partiler ve koalisyonların sonunda 1965 seçimi Adalet Partisi ve Başbakan olan Süleyman Demirel'i sahneye çıkarmış.

1968'e gelindiğinde Avrupa'da sol tandanslı öğrenci olayları başlayarak tüm dünyaya yayılmış. Türkiye'de ABD karşıtlığı önem kazanmış. Aynı yıl yapılan seçimde Demirel ve AP rekor oy alarak bir kez daha iktidar olmuş, ama sorunlar giderek büyümüş.

Anarşinin iyice yükseldiği 31 Aralık 1979...

Yaklaşık on yıllık süreçte, 12 Mart 1971 Muhtırası, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve ardından ABD ambargosu yaşayan ülkemiz, sürekli koalisyon hükümetleri ile yönetilmiş. Demirel ve Ecevit, başbakanlığı birbirine devretmiş. Bu arada işçi-öğrenci-futbolcu statüsü içinde yüksek öğrenimi bitirmişim. Babam da emekli olmuş. Her gün işlenen siyasi cinayetler toplumdaki korkuyu iyice artırmış. Petrol sıkıntısı tüm dünyada hissedilirken, Türkiye bundan yeterince etkilenmiş.

Yerel yönetimlerin öne çıktığı 31 Aralık 1989...

12 Eylül 1980...Tarih tekerrür etmiş ve 27 Mayıs'tan on yıl sonra Türkiye bir ihtilal daha yaşamış. Partiler kapatılmış, yenileri açılmış. Binlerce tutuklu, idamlar ve alt üst olan siyasi yapılanma. Yeni partiler, yeni lider Turgut Özal ve ANAP... Eski liderlerin yasakları kalkınca yine koalisyonlar dönemi açılmış. İlk kez bir parti başkanı, Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçilmiş. 1987 yılında çıkan yasa ile "büyükşehir" ve metropol ilçe belediyeleri oluşturulmuş. Adalet Partisi'nin yerini alan Doğru Yol, yerel seçimlerde Bursa'yı kazanmış. ANAP güç kaybetmiş. Bu arada, antrenörlüğü bırakarak profesyonel gazeteci olmuşum. 12 Eylül'ün üzerinden 9 yıl geçmiş ve yeni bir ihtilal olmamış!

31 Aralık 1999...

Türkiye Erzincan depreminden tam 60 yıl sonra 17 Ağustos'taki Gölcük faciasını yaşamış, resmi rakamlara göre 20 bin vatandaşını yitirerek, tüm enerjisini bu yarayı sarmak için harcamış. Korkunç depremin dışında 1991 seçimi sonrası, kısa süreli koalisyonlar, siyasi çekişmeler ve TBMM'de ilk kez yaşanan Kürtçe yemin krizi ile çalkalanmış Türkiye... Yıl sonuna doğru PKK elebaşı Öcalan yakalanarak ülkeye getirilmiş ve Ecevit'in DSP'si üçlü koalisyonun büyük ortağı olmuş. Yıl sonuna doğru Türkiye yine ekonomik kriz içine girmiş. Bursa'da medyalaşan basında rekabet kızışmış.

Erdoğan'ın liderliğinde 31 Aralık 2009...

Türkiye bir on yıl sonra darbe yerine sandıkta müthiş bir sürpriz yaşamış. 2002 seçimlerinde, iktidar ortağıpartiler baraj altında kalınca, yeni kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidar gelirken, muhalefet görevi yeniden açılan CHP'nin olmuş. 2002-2007 arasında ekonomi düzlüğe çıkarken, 2007 seçimi sonrası bir süre istikrar korunmuş, ardından Ergenekon ve Balyoz gibi, o güne değin rastlanmayan davalara tanık olunmuş. Bu arada Hrant Dink ve Rahip Santro suikastleri ülkeyi yine kaosa sokmuş. 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimi de siyasi çalkantılara ve e-muhtıra gibi bir ilke neden olmuş. Girdiği tüm seçimleri kazanan AKP, 2009 yerel seçimlerinden de galip çıkarak, başarısını sürdürmüş. 2005 yılında babam vefat ederken, çalıştığım kuruma TMSF el koyunca, ben ve birkaç arkadaşım işsiz kalmışız.

...Ve 31 Aralık 2019...

Aradan geçen 10 yıllık süreçte Türkiye, FETÖ gibi bir belayla tanışarak, önce hukuk darbesi, ardından da askeri kalkışmaya tanık olmuş ve referandumla yönetim şeklini değiştirmiş. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumda az bir farkla kabul edilmiş...

Bunların üzerinden az süre geçtiği için ayrıntıya girmeyeceğim.

Onar yıllık bu süreçlere genel olarak baktığımızda, her dönem içinde ya ekonomik kriz ya da dış destekli kalkışmalar veya dış dünyadan kaynaklı gerginlikler, Türkiye'nin de yakasını bırakmamış. Bunun yanı sıra askeri darbelerle kesintiye uğramasına rağmen kısa süre içinde kurulan yeni partiler, yeni liderler aracılığıyla demokrasi her defasında yeniden tesis edilmiş.

Geçtiğimiz son iki yılda ise bu tür bunalımlar 1974 Kıbrıs Harekatı'ndan sonra Türkiye'nin yurt dışına asker göndererek, bir anlamda sıcak çatışmaya girmek zorunda kaldığını göstermiş ve bunalımın şekil değiştirdiğini bize anlatmış.

Yine yeni bir yılın eşiğindeyiz... Meslektaşım olan eşimle birlikte yine bilgisayarlarımızın başındayken, kısa süre önce kaybettiğim annem aklıma geliyor, ama yine de heyecanlıyım. Çünkü beş yıldan sonra yine yazabiliyorum.

...Ve umudumuz az da olsa mutluluk getiren bir on yıl daha diyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar