Mustafa Gültekin

Aile Bakanlığı ne işe yarar?

23 Temmuz 2020 Perşembe, 22:35

Muğla'da,

Daha hayatının baharında gencecik bir kız öldürülüyor. Yetmiyor yakılıyor. Yetmiyor bir varil içine konularak üzerine beton dökülüyor. Yetmiyor cesedi sarp bir araziye atılıyor. Bu, insan aklının almadığı korkunç olay basında hemen her gün görmeye alıştığımız bitmek tükenmek bilmeyen kadın cinayetlerinin sonuncusu.

Son olur mu bilmiyorum,

Fakat töre cinayetinden kapkaça, vurgundan, soygundan, kadın ve çocuklara yönelik şiddete kadar felaket haberleri hayatımızda neredeyse sıradan hadiseler haline geldi. Kuşkusuz bu ölümcül sorunun temelinde beşeri ve toplumsal bilinç zafiyeti yattığından hareketle, psikolojik, sosyal, kültürel nedenler üzerine derinlemesine düşünmek ve kalıcı çözümler için kararlı adımlar atmak gerekiyor.

Peki;

Kim atacak bu adımları? Elbette, devletin bu konuda en yetkili kurumu olan Aile Bakanlığı. Fakat ne yazık ki; yılda 400 civarında kadının öldürüldüğü, yüzlercesinin şiddete maruz kaldığı, bir ülkede Aile Bakanlığı'nın, her cinayetten sonra "çok üzüldük, davaya müdahil olacağız" tarzı açıklamasından başka dişe dokunur bir icraatını gören var mı? Oysa bir sistem kuramayan bakanlığın bu türden yaklaşımı toplumu en az işlenen cinayetler kadar yaralıyor.

Evet,

Muğla'da yaşanan olay üzerinden konu tüm detaylarıyla tartışılmalı. İnsanların özgürlük alanlarının sınırları nedir? Bunun hukuki açılımı nedir? Hukukta, taraflar arasında gerçekleştirilen bir sözleşmede tarafların birinin iradesi birçok nedenle baskı altına alındığında o sözleşmenin geçersizliği gündeme gelmez mi? Buna "irade fesadı" veya "iradenin bozulması" denmez mi?

Bu evrensel hukuk ilkesi ışığında,

Yeniden Muğla'daki olaya dönecek olursak, üniversite öğrencisi kızın duygusal yönü muhtemelen bar, eğlence ortamında iradesinin normal olmayan bir şekilde geliştiği, yani, O kızın idealleriyle örtüşmeyen, kariyer planında yeri olmayan bir ortamda iradesi etki/baskı altına alınarak aslında olmaması gereken bir duygusal birlikteliğin oluştuğu görülüyor. Yürümeyeceği baştan belli olan ve toplum vicdanının olumsuz karşılayacağı bu gelişme, genç kızın hatasını fark ettiği ve dönmek istediği anda artık iş işten geçmiş oldu.

Fakat bu bir günde oluşmadı.

En basitinden genç kızın arkadaşlarının gözü önünde yaşandı bütün bu süreçler. O kızın okulunu bitirip, yeni bir hayat kurabileceğini, kapasitesi ölçüsünde çıkacağı kariyer basamaklarının O'nu, o bar ortamının çok üzerinde bir sosyal ortama taşıyabileceğini maalesef arkadaşları dahil çevresinden kimse idrak etmedi, edemedi veya etti ama etkili olamadı.

Bu sadece bir örnek,

Yurdun hemen her köşesinde, yüzlerce binlerce kız, erkek fark etmez gençlerimizin yurt, ev ortamlarında iradeleri çarpıtılarak yaşamak zorunda kaldıkları hayatlar acaba Aile Bakanlığı'nın ne ölçüde gündemindedir? Muhtemelen, "18 yaşını dolduran kişilerin özel hayatları bizi ilgilendirmez" noktasına sabitlenmiş haldedir. Ta ki; iradesi fesada uğratılan bir genç kızın cinayet haberi gelinceye kadar.

Halbuki;

Bu olay ve benzeri birçok aile içi şiddet olayları cinayete varmadan hukuk ölçeğinde farklı yol, yöntemler kullanılarak müdahale edilemez mi? Toplumda bir farkındalık oluşturmanın farklı yöntemleri geliştirilemez mi? Bu konuda, daha akılcı, pratik çözümler geliştirilemez mi? Mesela, Aile Bakanlığı gerekirse kendi kolluk gücünü bile oluşturmak suretiyle olayların üzerine anında gidebileceği korkunç sonlar yaşanmadan sorunlara müdahale edebileceği yeni bir yapı oluşturulamaz mı?

Nihayetinde,

Aile Bakanlığı, cinayetten sonraki iş ve işlemlerden değil, cinayetten önceki süreçlerin yönetilmesinden ve net tedbirler almaktan sorumlu değil mi? Kamudaki geç kalmışlık, ilgisizlik, göz göre göre gelen ölümler, polise defalarca bildirilmesine rağmen yeterli oranda alınamayan tedbirler ve gelişen korkunç olaylar bize bu türden tedbirlerin alınmasının şart olduğunu göstermiyor mu?

SON SÖZ:

Kimse kurura bakmasın. Ne yazık ki; devletimiz aile dramları, kadın cinayetleri öncesi tedbir alma konusunda yeterli değil. Ve yine ne yazık ki; Aile Bakanlığı, emekli, dul, yetim, engelli maaşı dağıtımı gibi Mal Müdürlüğü seviyesindeki konu ve işlerin ötesine geçemiyor. Oysa böylesine yakıcı, sarsıcı olaylarda kendisini göstermesi ve önlem alması, öncü olması en başta gelen görevi olmalı. Sahi, Bursa'da bir Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü var mı? Vardır mutlaka da, tanıyanınız var mı? Veya bu saydığım sarsıcı konularda derinlikli, kuşatıcı bir çalışmaya imza attığını gördünüz mü?

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar