Mustafa Gültekin

Çok sıkıcı bir yazı!

01 Ağustos 2020 Cumartesi, 20:39

İki sebepten sıkıcı bu yazı.

Birincisi, gerçekten can sıkıcı konular içeriyor olması. İkincisi, meseleyi pek aşina olmadığımız sözcüklerle ifade etme zorluğu. Hatırlarsanız, dünkü, "Esas Gündemi Iskalamasak" başlıklı yazıda, Türkiye'nin esas gündeminin ekonomi olması gerektiğine işaret etmiştik.

Dolar 7 TL'ye dayandı.

Dövizin bu denli yükselmesi sabit gelirlinin TL bazında satın alma gücünün yedi kat azalması anlamına geliyor. Öte yandan, Türkiye'nin risk primi (CDS) 600'ü buldu. Ne demek şimdi bu? Şu demek. CDS (Credit Default Swap) ekonomik anlamda ülkelerin risklerini açıklayan bir gösterge. Türkçe'ye, "Kredi İflas Riski" şeklinde çevirmişler.

Yani,

Alınan kredinin geri ödenememe riskine karşı borcu koruma altına alan bir işlem. Tabii ki; bu işlem de bir bedel karşılığında yapılıyor. Bir bakıma sigorta da diyebiliriz. CDS puanı yükseldikçe ülkenin borç bulma imkanı düşerken, bulunacak borcun ise faizi yükseliyor. Her yüz puan, yüzde bir faiz demek oluyor ki; bu da CDS puanı ne kadar artarsa borçlanma maliyetinin de o oranda yükselmesi anlamını taşıyor.

CDS puanı,

Yalnızca borç bulmayla ilgili değil elbette. Aynı zamanda ülkeye yapılacak dış yatırımları da doğrudan etkileyen önemli bir faktördür. Fakat bu puanın belirlenmesinde sadece ekonomik veriler geçerli sayılmıyor, özellikle dış politika olmak üzere ülkenin sosyal, siyasal durumu da fazlasıyla etkiliyor.

Bu, şu demektir.

Ülkedeki siyasi gerilim ne kadar az ise ve ekonomi yönetimi kabul gören değerler ışığında ne kadar şeffaf, bağımsız ve öngörülebilir ise ülkeye duyulan güven de o oranda yükseliyor. Güvenilir bir ülkenin CDS puanı düşüyor. Düşük puanlı ülkeye sermaye girişi hızlanıyor, yatırımlar artıyor.

Çok bilmeye, alim olmaya gerek yok.

Bu pencereden bakınca, Türkiye'nin atması gereken adımlar kendiliğinden ortaya çıkıyor. Tamam, Covid salgınının pençesindeyiz ve sadece bizim değil bütün dünya ekonomilerinin küçüldüğünü, ülkelerin zor günler geçirdiğini biliyoruz. Fakat işte tam da bu sebepten bizim o adımları daha kararlı atmamız gerekiyor. Zira, nasıl ki; hayatın zorluğunu anlatmak için "ekmek aslanın ağzında" diyor ve çok çalışmayı öğütüyorsak; aynı şekilde küresel sermayenin de aslanın ağzında olduğunu görüp ülkemizi daha cazip hale getirmek için bu adımları atmamız gerekiyor.

Hemen belirteyim,

Ortada bir "yönetememe" algısı varsa, bunun sebebi sadece ekonomi yönetimi değildir. Muhalefetin, derinlikli bir analiz yapmak yerine kolayı seçip, Ekonomi Bakanı Berat Albayrak'ı, "damat" diye köpürterek eleştirmesini doğru bulmuyorum. Albayrak'ın Enerji Bakanlığı'ndaki başarısı ortada. Nitekim, genç olmasına rağmen gereksiz tartışma ve polemiklerin içine girmeden, sadece işini yapan birisi olarak kabinin hala en başarılı bakanları arasındadır.

Olay, ekonomi yönetimin ötesinde...

Çünkü, CDS puanının sadece ekonomik göstergelerle ilgili olmadığını, aynı zamanda ülkenin genel olarak sosyal, siyasal durumunun etkili olduğunun altını çizmiştik yukarıda. Buradan hareketle, Türkiye'ye yeniden sermaye akışını sağlayacak "güven" faktörünün anahtarı Bakan Albayrak'ta değildir. Kimdedir peki? Söylüyorum. O anahtar Cumhurbaşkanı Erdoğan'dadır.

O anahtarın açacağı kapının ardında,

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin, denge denetim ve güçler ayrılığı ekseninde yeniden şekillendirilmesi var. Evrensel hukuk normları ölçeğinde sarsıcı bir adalet reformu var. Aynen, Trump'ın isteklerini yerine getirmeyen ABD Merkez Bankası (FED) gibi bağımsız çalışan Merkez Bankası var. Bariz iftira ve hakaret dışında sınırlandırılamayan ifade özgürlüğü var. Kamu yönetiminin liyakat ve adalet ölçeğinde yeniden şekillendirilesi var. Şeffaflık var. Kısaca esaslı bir yapısal reform paketi var.

SON SÖZ:

Doların 7 liraya dayandığı bir ortamda, hem Bakan Albayrak'ın, hem de merkez ve kamu bankalarının, kurun daha fazla artmaması adına yoğun bir çaba içinde oldukları görülüyor. Buna rağmen sonuç değişmiyor. Öyleyse, günübirlik hamlelerin çözüm üretmediğinin görülmesi lazım. Yukarıda belirtilen reformların hayata geçirilmesi şart. Açık söylüyorum, kuru tutmak için sürekli dolar satmak ve rezervleri tüketmek yerine ihtiyaç olan reformları hayata geçirsek ve uluslararası standartlarda öngörülebilir bir ülke olsak hem doların hem de CDS puanımızın düştüğünü göreceğiz. Sorun, Türkiye'nin evrensel hukuk ve ekonomi normlarına göre yönetilmediği algısıdır. Oluşan bu algıyla sadece yabancı sermaye güven sorunu yaşamıyor, aynı zamanda tüm tasarruflarını dövize çevirmek mecburiyetinde hisseden Türk halkı da yaşıyor bu sorununu. Bunun görülmüyor, görülüyorsa da dikkate alınmıyor olması hem Ak Parti hem de Türkiye için büyük risk. Oysa ciddi reform ajandası olan bir iktidarın güven sorunu olabilir mi? Hele ki; Erdoğan gibi rüştünü ispat etmiş bir lider için bunları yapmamak, emin olun yapmaktan daha zordur. Bundan mütevellit ben, ezber bozma konusunda Erdoğan'ın sarsıcı liderliğine hala güveniyorum. Erdoğan, bu adımları atarak, eksikler üzerinden kendilerini var etme mücadelesine girişen yeni partiler başta olmak üzere bütün muhalefeti bir anda ters köşeye yatırabilir. Erdoğan gibi bir lider için bunları yapmak zor değildir. Yapmamak daha zordur.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar