Mustafa Gültekin

Dini, Diyanet'ten kurtarın!

28 Temmuz 2020 Salı, 22:47

Sanki,

Uğraşacak hiç sorunumuz yokmuş gibi bir de Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın yok yere yarattığı krizle boğuşuyoruz. Ben, "yok yere" dedim ama Erbaş'ın göreve geldiği günden beri sergilediği performansa bakılacak olursa liyakatsizlikten çam devirmek değilse, bilinçli olarak inceden inceye kurumu ve kurum üzerinden Ak Parti'yi, Erdoğan'ı itibarsızlaştırma gayreti seziyor insan.

Özellikle,

FETÖ'nün, memlekette tüm kurumları tahrip ettiği, en sonunda Meclis'in tepesine bomba attığı gerçeği ortadayken, FETÖ'cü hain, firari Adil Öksüz'ün hocası Ali Erbaş tarafından yapılıyorsa bütün bu çam devirmeler veya yıpratma hareketleri insanın kafası bir değil iki defa karışıyor haliyle.

Ne demişti Ali Erbaş,

"Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar..." gibi sorunlu, sorumsuz, her yöne çekilebilecek, hayli manidar bir söz etmişti ki; sonrasında ortalık toz duman oldu zaten. Siyasetçisinden, gazetecisine, ilahiyatçısından, sade vatandaşına kadar hemen herkes bu sözlere sert tepki gösterdi.

Mesela

İYİ Parti Lideri Meral Akşener'in, "Tarihte Atatürk'e düşman olup da Türk'e dost olan çıkmamıştır. Yazıklar olsun size" şeklindeki ifadesinin altını çizmek isterim.

MHP Lideri Devlet Bahçeli,

İktidar dengesini gözeterek, açıklamanın bağlamından koparıldığı hatırlatmasıyla birlikte, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e, bu topraklarda lanet okuyacak bir hayasız ve hamiyetsiz henüz anasından doğmamıştır..." sözlerinin de altını çizmek isterim.

Şahsen ben,

Bırakın Ayasofya'nın ibadete açılmasını, en başta bir kilisenin camiye çevrilmesinin doğru olmadığını, bunun İslam'ın evrensel adalet ilkesiyle örtüşmeyeceğine inanıyorum. Fakat yine de ibadete açılmışsa bile bu asla Atatürk'le bir hesaplaşma veya hesaplaşma algısına sebep bir eylem, söylem olmamalı. Olsa olsa Batı'yla bir hesaplaşma olmalı ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Ayasofya kartını çekerek uluslararası arenaya siyasi bir mesaj göndermiş olması karşısında, Batı'ya, "FETÖ başta olmak üzere terörün her türlüsünü açıkça desteklediniz. Şimdi bayraklarınızı yarıya indirip yas tutuyorsunuz. Savaş açtınız, yenildiniz ve sonucuna da katlanacaksınız" diyorum.

Bu, Batı'nın ikinci yenilgisidir.

Zira üç kıtada yüzyıllarca hüküm sürmüş Osmanlı'nın emperyalist ülkelerin işgaline uğraması sonucu sadece Ankara ve çevresine hapsedilmiş millet, Atatürk liderliğinde verdiği kurtuluş mücadelesiyle ülke düşman işgalinden kurtuldu. Yani, yenildiler ve "geldikleri gibi gittiler." Şimdi soruyorum, o amansız mücadele olmasaydı, bugün belki de Ayasofya'yı ibadete açabilecek irademiz olmayacaktı. Belki Ayasofya bile olmayacaktı.

Biz belki de,

Endülüs'te, Granada'yı, Katolik Krallığa teslim etmek zorunda kalan Ebu Abdullah'ın şehri terk ederken ağlaması gibi bırakın Ayasofya'yı, yanı başındaki Sultan Ahmet'in kiliseye çevrilmesi karşısında kahrolacak ve Valide Sultan'ın, "Ağla, ağla... bir erkek gibi savunamadığın şeyler için bir kadın gibi ağlamak yakışır sana..." diyecek validelerimizden bile mahrum kalacaktık belki de...

Biliyorsunuz,

Endülüs'te kalan son Müslüman devlet olan Granada'nın hükümdarı Ebu Abdullah, 1492'de devletini Katolik Krallığa teslim etmek zorunda kalır. Granada'yı terk ederken son bir kez döner bakar ve gözlerinden birkaç damla yaş akar. Bu gözyaşlarını gören Valide Sultan oğluna döner ve "Ağla, ağla... bir erkek gibi savunamadığın şeyler için bir kadın gibi ağlamak yakışır sana..." der. Bu sözler yaşananlardan daha da acı olsa gerek, değil mi?

SON SÖZ:

İYİ Parti sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu'nun, "Tut ki, Ali'den miras kaldı sana Zülfikâr, sende Ali'nin yüreği yoksa Zülfikâr neye yarar?' Din nasihattir. Din adamları vakar sahibidir. Diyanet İşleri Başkanı, ilk görev gününden beri nasihat ederek sağlayamadığı huzuru istifa ederek de sağlayabilir. Bu da bir din hizmetidir..." paylaşımını altını çizerek paylaşarak, dini, Diyanet'ten, Diyanet'i de Erbaş'tan kurtarmak gerektiğini yinelemek istiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar