Mustafa Gültekin

Esas gündemi ıskalamasak!

31 Temmuz 2020 Cuma, 21:41

Bizim bir de,

"Nerede o eski bayramlar" deme geleneğimiz vardır. Bu değişmez. Büyük küçük hemen herkes kendi eskisini yad ederek başlar bayram muhabbetine ve ballandıra ballandıra anlatır...

İtiraf edeyim,

Ben bayramları sevmem. Nedendir bilinmez ama sevemedim gitti. "Nerede o eski..." diye başlayan cümleler de pek kurmadım bugüne kadar. Fakat galiba Covid salgınıyla hayatımızdaki ani değişim en fazla bayram günlerinde hissedilir oldu. Hani, ben özlemesem de özleyenler için alınan bayramlıklar, öpülen eller, verilen harçlıklar, toplanan şekerler bile artık sahiden hayatımızın özlem hanesine yazılacak gibi duruyor. Doğrusu, kendimi bildim bileli her bayramı kitaplarla inzivada geçiren birisi olarak, bu Covid belası bana bile, "nerede o eski bayramlar..." dedirtti ilk defa.

Fakat yine de,

Bu bir bayram yazısı değil. Alışkanlık olduğu üzere bayramlık olarak sahafçılardan temin ettiğim, Dr. Halil Alıcı'nın, "Vahit Ağa'nın Atı Ölmez" isimli Çukurova'nın acımasız ağalık düzenini anlatan romanından ve Stefan Zweıg'ın "Gömülü Şamdan" isimli kitabından da bahsetmeyeceğim.

Başlıktan da anlaşılacağı üzere,

Türkiye'nin aradığı gerçek gündemden bahsedeceğim. Ne yazık ki; millet olarak çoğu zaman üretilen hormonlu gündemlerle uğraşırken gerçek gündemi ıskalıyoruz. "Dış Güçler" diyoruz ya, işte o dış güçler için Türkiye, suni gündemlerle meşgul edilmesi, enerjisini boşa tüketmesi gereken bir ülke olmuştur her zaman. Aksi halde, 15 Temmuz'da tanka kafa atmayı göze almış bir milleti zapt etmek pek mümkün olmayacaktır.

Bu yapay gündemleri,

İç siyasetin zorluklarını aşmak maksadıyla zaman kazanmak için bazen iktidarlar ve muhalefetler de işe yarar bulabilirler ve başvurabilirler. Ancak bu durum, gerçek sorunların çözümünde sadece zaman kaybıdır. Toplumsal duyarlılığımız arttıkça bu türden gündemlerin önümüze konulması veya konulsa bile toplumu gereğinden fazla meşgul etmesi kolay olmayacaktır. Fakat son yaşadıklarımıza ve toplum olarak verdiğimiz tepkilere bakılacak olursa bu farkındalığın epey gerisinde olduğumuzu üzülerek söylemem gerekiyor.

Gerçek gündemimiz,

Ne Ayasofya'dır ne de hilafettir. Bunun böyle olduğunu tam da İslam penceresinden baktığımızda görüyoruz. Zira Batı'nın artık yeryüzüne sunabileceği bir medeniyet iddiası/projesi kalmamıştır. Burada hemfikiriz. Bir medeniyet ihtimali varsa bunu yine İslam sunabilir. Bu da tamam. Zira İslam dışındaki hiçbir din ve düşünce disiplini kendisinden olmayanın da hakkını, hukukunu en az kendinden olan kadar, hatta adalet ölçeğinde eğer haklıysa kendisinden olmayanın hakkını kendisinden olana karşı bile korumaz.

Öyleyse, Müslümanlar,

"Hukuk, adalet, demokrasi, liyakat, şeffaflık" gibi kavramların hala o artık hiçbir medeniyet iddiası kalmamış Batı'nın elinde olduğunu, insanlığın, Batı'nın ürettiği bu değerleri tükettiğini derinlemesine idrak etmeli ve daha iyisini, en iyisini üretmek, sunmak, yaşamak ve yaşatmak için başını ellerinin arasına alıp, dertlenip, düşünmeli. Aksinin, İslam'a aykırı olduğunu kesinkes bilmeli.

Bu yakıcı gerçekten hareketle,

Türkiye, kendi gerçek gündemine dönmeli. Herhalde en önemli gündem ekonomi. Elbette ki; dünyayı kasıp kavuran, bayram geleneklerimizi bile değiştiren Covid salgınının gölgesinde sadece bizim değil bütün dünya ekonomilerinin zor günler geçirdiğini biliyoruz. Tamam, ama bunun en az hasarla nasıl atlatılacağı gerçek gündemimiz olması ve gereklerinin tavizsiz yapılması gerekmiyor mu?

Öte yandan,

Tarım, eğitim, üretim, adalet, liyakat, daha şeffaf ve daha saygın kamu yönetimi, itibarlı dış politika başlıklarında çözüm üretecek gündemleri oluştur(a)mamak ülkemiz adına zaman, imkan ve insan kaybından başka hiçbir şey olmadığının bilinmesi, benimsenmesi gerekmiyor mu?

SON SÖZ:

Türkiye'nin gerçek gündeminin, beraberinde Ak Parti'nin de gerçek gündemi olduğunun altını çizmek isterim. Ak Parti'de, aklıselim bir heyet, fazla değil geriye doğru son iki-üç yıla bir baksa ve nereden nereye gelindiğinin fotoğrafını çekse sorunlar ve çözüm yolları çok net olarak görülecek. Kaybetmek pahasına bu gerçeklerin görülmüyor olmasını anlamakta zorlanıyorum. Hangi akıl buna razı oluyor, anlamakta zorlanıyorum. Hangi irade, neden bunu istiyor, anlamakta zorlanıyorum. Zorlanıyorum ama Ak Parti'nin eksikleriyle yüzleşme ve kendine ilişkin kanaatini değiştirme iradesini ortaya koymadığı müddetçe olaylara bakışının değişmeyeceğini de biliyorum. Yazık ki; yüreğim kavrularak bu acı gerçeği yazmaktan başka elimden şimdilik bir şey gelmiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar