Nail Özer

twitter.com/naylozer

Parazit!

24 Şubat 2020 Pazartesi, 15:18

Olağan, günlük diyaloglar ve gerilimden uzak sahneler... Adım adım senaryonun içine sürüklendiğinizi hissettiren bir canlılıkla başlıyor film. Rollerinin hakkını veren Koreli aktrislerin ve belki de hepimizin her gün yaşadığı türden güncel konuların diyaloglarda yer almasının bunda payı büyük.

Filmin temasına giriş, evin 6 yaşındaki çocuğunun kokuyu fark etmesi ile başlıyor.

Zengin bir malikânede yaşayan ailenin küçük oğlu, şoförün, evdeki hizmetçinin ve ona ders vermeye gelen üniversite çağındaki öğretmenlerinin aynı koktuğunu fark edip, onları bir oyun oynuyormuş gibi tek tek koklayıp;

- Hepsi aynı kokuyor, diye bağırıyor.

Birbirlerini tanımıyor gibi davransalar da aslında anne, baba ve çocuklardan oluşan bir ailedirler. Rutubetli, lağımı taşan, pencereleri kısmen yere gömülü bodrum katı olan aynı evde yaşamaktadır. Kızlarına ders vermek üzere, bu zengin ailenin yanında işe başlayan oğulları ile işbirliği halinde, çeşitli oyunlar ile bu zengin malikânede işe başlamışlardır.

Yani olmamaları gereken yere sızmışlardır birer parazit gibi. Bilirsiniz parazitler yalnızca olmamaları gereken yerde olduklarında önemlidirler.

İşte bu aşamadan sonra filmin aslında bir gerilim filmi olduğunu anlıyoruz. Karar veremediğimiz ise şu oluyor; yoksulluğun gerilim filmi mi? Zenginliğin gerilim filmi mi?

Aslına bakarsanız çok da fark etmiyor.

Sosyal hayatlarımızı bu gerilimlerin içindeki olayların biçimlendirdiğini ustaca anlatan bir kurgu bizi bekliyor.

Bu kurgunun detaylarına tabii ki girmeyeceğim, filmi izleme keyfini sizlere bırakıyorum.

Film boyunca "koku", yoksulluğu aşağılayıcı bir metafor olarak sık sık sahneye geliyor. Bu aşağılama; önceleri alaycı bir ifade ile yaklaşan yoksul aile için zamanla bir öfkeye dönüşecektir. Bu öfkeyi sınıfsal bir vurgu yapılmadan ifade ettirmesi senaryonun bir başarısı diyebiliriz.

Kore'nin kenar bir semtinin dar ve rutubetli bir bodrum katında yaşayan bu yoksul aile; sokak zekası ile lümpen bir yaşam sürmekte iken, yerleşmeyi başardıkları zengin ailenin yanında sınıf atlama coşkusu yaşamaya başlar. Bu coşkunun verdiği duygular, hırslar ve bunların yaratacağı riskler hayatın bilinen bilinmeyen tüm rastlantı ve sürprizler ile herkesle birlikte filminde sonunu da hazırlamaktadır.

Parazitler hastalığa davetiye çıkarmışlardır.

Bu sonu hisseden seyirciler gerilime girerken, film boyunca üzeri örtülü mutsuzluk ve uyumsuzlukların hayatlarımızın sürprizlerini, nasıl da hazırlıksız izlediğimizi sinemaskopik bir dille bizlere seyrettiriyor.

Açıkçası filmin sonunda; En İyi film, En İyi Yönetmen, En İyi Özgün Senaryo ve Yabancı Dilde En İyi Film kategorilerinde toplam dört Oscar kazanan bu filmin hangi özelliğinin ya da özelliklerinin belirleyici olduğunu düşündüm, ama bir sonuca varamadım.

Filmin yukarıda övgüye değer bulduğum "sınıfsal anlam yüklemeden ortaya çıkarılan yoksul öfkesi" olayları tetikliyordu. Biz seyircilere kurulan bir tuzağa yakalanıyoruz, sinema koltuklarının rahatlığında, yoksulluğun sınıfsal niteliklerini göz ardı ederek, onların basit birer insan olarak özenti ve kolay yaşam peşinde birer parazit olduğu fikri bizi kolayca yakalıyor. Sonra mı?

Zenginlik hayallerine tıpkı film kahramanının son sözlerinde olduğu gibi, devam etmek için apolitik şehirlerimize dağılıyoruz sinema salonundan.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazılar